Saturday, January 26, 2019

Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş

hasan ali toptaş bin hüzünlü haz
"Beni en çok suçtan arınmışlığım tedirgin ediyor - Bin Hüzünlü Haz"


Hasan Ali Toptaş’ın delhizlerinde kaybolmadan ilerlemeyi başarabilen nadir insanlardansanız, Bin Hüzünlü Haz’ı bir solukta okuyup bitirebilirsiniz. Ama O kasıtlı olarak, okuyucuyu omuzlarından tutup korunaklı limanından alıyor, kelimelerini taşıyan rüzgarın önüne katarak kitabında yarattığı gerçeküstü derinliğe çekiyor. Ve siz artık gerçekliğim dediğiniz iki boyutlu tek düzelikten çıkıp, Toptaş’ın evreninde şekilden şekile giren kelimelerle dans etmeye başlıyorsunuz.

Cümleleri o kadar büyülü ki, neden benim değiller diye hayıflanıp, Raşömon’da açlığı prensiplerine ağır basan uşak gibi utanarak çalmaya yelteniyorsunuz. Sonra, kitabın ilk cümlesi gibi “suçtan arınmışlığınızdan tedirgin oluyorsunuz”. Zaten O’na ait cümleler üzerinizde iğreti duruyor, çalmaktan gönülsüz de olsa vazgeçiyor ve hayranlıkla okumaya devam ediyorsunuz.

Okudukça, Toptaş’ın bin katmanlı ormanlarında, kelimelerinin inşaa ettiği boyutsuz hikayelerinde kendinizi hem zamansız kalabalıklarla çevrilmiş, hem de “ıssızlığına baykuş tünemiş viran şehirler gibi” sessiz hissediyorsunuz.

hasan ali toptaş bin hüzünlü haz


Bin Hüzünlü Haz, bir lokmalık kitaplardan değil. HAT, katmanlı ve zengin anlatımıyla 150 sayfalık bir kitabı 1000 sayfalık dev bir esere dönüştürmüş. Okurken, lunaparktaki hız trenlerine (roller coaster) binmiş gibi hissediyorsunuz. Başınız dönüyor ama yine de inmek istemiyorsunuz. 200 sayfa okudum sanıp, 3.sayfada olduğunuzu farkediyorsunuz.

Toptaş bir söyleşisinde “saçımı başımı yola yola yazıyorum” demiş. Kitabı okurken sıklıkla bu geldi aklıma başka türlü olabileceğini de düşünemedim. Şöyle devam etmiş:

‘Bin Hüzünlü Haz’, beni en çok üzen kitabım oldu. Bir yayınevinden, ‘Sen bunun etini, yağını, suyunu, tuzunu, baharatını o kadar çok koymuşsun ki, bir oturuşta yenmiyor’ dediler. Bir oturuşta tüketiliverecek yapıtlar istiyorlardı. Dehşete kapıldım. İyi yapıt, zaten edebiyat dışıdır. Yani edebiyatın o ana dek oluşagelmiş kurallarının dışına fırlamış bir yapıttır. Daha sonra edebiyata dönüşecektir.”“Ben okuruma –varsa eğer, bir yerlerde yaşıyorsa ya da olacaksa- güveniyorum; en azından benim okurum, benim bir oturuşta tüketiliverecek türden romanlar yazmadığımı bilen bir okurudur.”

Ben de eğer bu yazıyı okuyanlardansanız aynı tavsiyeyi yineleyeceğim. Eğer hemen tüketilecek kitap arayışındaysanız, siz bu kitabı okumayın, Alaaddin ile de hiç tanışmayın.

2 comments:

  1. Tabii ki, yazar dediğin böyle olmalı; insanı limandan limana sürüklemeli. Teşekkürler.

    ReplyDelete